|
Geçtiğimiz ay Digiturk kanalları arasına katılan TürkMax’ta, "Burhan Öçal’la Ayda Bir"i sunmaya başlayan Burhan Öçal, Show TV’deki dizisi "Maçolar"la da ekrana iyice ısınacağa benziyor. Dünyanın en hızlı parmaklarına sahip perküsyon sanatçılarından olan, çalışıp üretmeden yapamayan Öçal, 2006 sonunda albümlerine bir yenisini ekledi. Kendisi gibi Kırklarelili müzisyenlerden oluşan Trakya All Stars ile birlikte "Oynamaya Geldik" diyen sanatçı, hayatta kuralına göre değil, içindeki sese göre oynayanlardan. Öçal, programı ve dizisi gösterime girmeden önce sorularımızı yanıtladı.
Müzikle başlayalım, Trakya All Stars ile ilk albümünüz "Kırklareli İl Sınırı"ydı. Bu ikinci albüm, dinleyenleri oynatacak gerçekten... Yapılmamış olanı yapmak lazım, orijinal olsun. Bugün makbul olan bu, çünkü her şey sentetik. Müziklerin çoğu sentetik. Yemekler, yaşam biçimi sentetik. Egzos, trafik sıkışıklığı, stres, sigara... Nasıl buna uyup da müzik yaparsınız? Ben temiz ruhla müzik yapıyorum. Orijinalitenin yanına temiz ruhumu da katıyorum.
Bu saydıklarınız müziğinize nasıl yansıdı? Cengâver müzik yapıyoruz. Temiz... Hayatın bu kirliliği içerisinde ben de bunu yaparsam, akıllı insanlar beni ciddiye almaz. Kimse dinlemez, özellikle dışarıda.
Albümdeki sözler çok hoş: "Aman aman Sülo, canım gülüm Sülo, bu sene de gidelim Trakya’ya Sülo"... Çok güzel, bu gerçek Roman, Trakya müziği oldu. Öz be öz. Şimdiye kadar yapılmamış bir repertuvar. Zaten yapılmamış olanı yapacağız dedik ya, parolamız bu. Mesela ben bu albümde zurnayla piyano çaldım. Aslında alaturka piyano çalarım, fasıl çalarım. İlk karım piyanistti. 30-35 sene oldu çalmaya başlayalı, askerde başladım piyanoya.
İlk ne çalmıştınız? Bateriyle başladım. Fransa’nın büyük bir bateri dergisi var, orada söyleşim çıktı. Yazdılar, perküsyonla davulun şövalyesi diye. Ama burada çalmıyorum davul, patronum Ahmet (Not: Doublemoon şirketinin sahiplerinden Ahmet Uluğ) istemiyor davul çalmamı. Patron çok karışır bana. Samimi dostlarım var, danışırım. En az 10-15 kişi var beni kontrol etmeye çalışan. Gene de gaflete düşüyorum arada bir.
Müzikte karışan var mı? Müzikte dikkafalıyım, taviz vermem.
Show TV’deki diziniz "Maçolar"a gelirsek... 23 Aralık’ta ilk bölüm. Birinci bitti, haftaya ikinciyi çekeceğiz. Ben bir işe girdim mi yarım yamalak sevmem. Dizide üç müzisyen daha var: Özlem Tekin, Gökhan Tepe, Seyyal Taner. Gökhan Tepe benim oğullarımdan birini oynuyor, müziklerin bir kısmını o yapıyor.
Siz yapmayacak mısınız? Hayır, inandırıcı olmaz. Ben Haydar Karaaslan’ım, tam başrol. "Godfather"daki Al Pacino, o tarz... ‘Laklak’ yok, silah yok. Sadece bakışlarım, ifadelerim, o kadar.
TürkMax’taki program nasıl olacak? Müzik ağırlıklı olacak. Az laf, çok müzik. Konuklarımız olacak. Beraber çalacağız. Bakalım nasıl olacak...
Daha önce hiç program sunmuş muydunuz? Hayır, çok teklif geldi ama... DIGITURK çok seviyeli, çok ciddi. Sonra, reyting kaygısı yok. O işlere girmem hayatta. Ama bu "Maçolar" dizisiyle olacak herhalde (gülüyor)...
Hiç yabancı konuk olacak mı? Tabi tabi, ben istiyorum. Ünlü insanların bilinmeyen taraflarını, müzikal taraflarını göstermek istiyorum. Mesela, Ferhan Şensoy çok iyi saz çalıyormuş. Uğur Yücel, perküsyon çalıyor. Böyle insanlar bulacağız. Bir konsept daha var: Bileğine güvenen gelsin diyoruz. Mesela, 14 yaşında bir darbuka çalan var, Kırklareli’nden Erdem. Bir çalıyor... Geleceğin Zakir Hussain’i, manyak çalıyor yani. 10 sene sonra dünyada isim yapacak biri haline getiririm. Beni dinlerse ama...
Siz ’birilerini’ dinlemiş miydiniz? Benim durumum farklı, ben kendi başıma çıktım, kimse bana şunu, şunu yap demedi. Altı yaşımdan beri otonom yaşıyorum. Kendim, içimdeki sesi dinledim. Kara cesaret, böyle. Şu anda da öyle, dünyanın neresine gidersem gideyim, iki lokma ekmek yerim. Çalarım, bir şeyler yaparım...
Balkan müziği nasıl etkiliyor sizi? Trakyalıyım, ruhumda, kanımda var. Orijinal Kırklareli, dünyanın en güzel ritmleri. Ritm üzerine kimse konuşmuyor veya bir makam... Biz bunları da konuşacağız, analiz etmeye çalışacağız. Veya albüm yapılmış, albümü konuşacağız. Veya bir kompozisyon, bir enstrüman, çalış tekniği üzerine konuşacağız. Kurusıkı sohbetlerden hoşlanmıyorum.
Albümdeki besteler kime ait? Bir kısmı bizim çocuklara ait, bazıları anonim.
Sizin besteniz var mı? Bu sefer yok.
25-26-27 Ocak’ta konserleriniz var. Trakya All Stars’la birlikte mi çalacaksınız? Evet. İlk defa bir konsepti üç gece tekrar edeceğim. Normalde bir şeyi tekrar etmekten hoşlanmam aynı yerde, ama bu yeni albüme çok önem veriyoruz, güzel oldu. Çok emek verdik. Trakya All Stars’ın da Türkiye’de ikincisi yok, dünyada yok. Çok güzel bir konsept ve çok iyi çocuklar, çok iyi müzisyenler.
Siz neler dinliyorsunuz? Her şeyi dinlerim. iPod’umda 15 bin eser yüklü. Dinlerim, iyi olan her şeyi dinlerim, yerli yabancı. Kötü olan, beni ilgilendirmeyen bir şey oldu mu silerim... İnsanlar gibi, işim olmaz. Cinsiyeti, milliyeti, hiç ilgilendirmez, hayatımda yeri olmaz. Zaman çok çabuk geçiyor.
Sizin enerjiniz hiç eksilmiyor ama... Evet, bu iş tutuyor bizi ayakta. Bir de ben dışarıda büyüdüm, iş o kadar kutsallaştı ki içimizde artık. Şimdi her şeyden önce iş geliyor.
Çok çalışmak dışarıda büyümekle mi ilgili? Mayamızda da varmış, pekişti. İsviçre’de, Zürih’te ve Cenevre’de yaşadığım iki aile vardı, "Akıllara zarar." diyorlardı. "Bu kadar da beklemiyorduk, iş, iş, iş". Ben mesela gezerim, tozarım gibi gözüküyor, ama kafam hep meşgul...
Hiç ’durmayan’ bir yapınız mı var? Evet, duramam. Durduğum zaman hayat duruyor. Sükûnet vardır içimde, vücudumda yoksa bile kafamda vardır. Bütün iktidar, güç, sükûnetin içinde yatar bilirsiniz.
Size sükûnet veren müzikler var mı? Var tabi, kendi yaptığım müzikler ve özellikle Batı klasikleri. 30 senedir cenk ediyorum müzik dünyasında. Çetin şartlar altında çetinleşiyorsunuz, kısmen de olsa. 25 yıl önce Doğu Almanya’da bir caz festivali vardı. Atla gel dediler, 1000 Mark verecekler, büyük para. Ne büyük adamlar var, Don Cherry ölmemiş daha. Atladım arabaya, evden götürdüm davulları, bütün perküsyonu. Ne numaralar yapıyorum, nasıl çalıyorum, deli dolu... Aletleri yükle, 1000 km git, ta Berlin’e, Doğu Almanya’ya gir, çık, taşı, kur, çal, tekrar koy arabaya, tekrar git... Neler yaptık. Kolay sanılıyor, hani geldik de buraya... Ben bir şeyim demiyorum, ben daha hayatta yapmak istediklerimin hiçbirini yapmadım.
Gerçekten mi? Minik minik şeyler, beni kesmiyor, dedim ya kendi kendimle yarışan insanım. 17-18 yıl önceydi, Herbert von Karajan ölmemişti daha, benim için demişlerdi ki, "Bak ne kadar başarılı genç bir Türk çocuk var burada". Karajan dedi ki, "Başarılı mı? Başarılı ne demek? Demek ki çıtayı çok alçak tutmuş." Dikti gözlerini baktı bana. Biz bir şey başarmış değiliz. Başarı yok. Gözükmeyecek çıta, hedefler çok yüksek olmalı, öyle feyzaldık...
"Maçolar" dizisine dönersek, oyunculuk sizin istediğiniz bir şeydi, değil mi? "O Şimdi Mahkum"da başroldeydim, Numan Kolsuz, acayip ses getirdi. Sonra reklam filmi çıktı. Şimdi bu dizi var, bundan da yüzümün akıyla çıkmam lazım. Maçoluk kavramını değiştireceğim, burada yanlış anlaşılıyor ve buna izin veriyorlar. Bende öyle şey yok. Özellikle Türk kadını korunmalı. Haydi İsviçre’de kadına şöyle, şöyle iki tokat at...
Ne olur? Gittin... Üç yıl hapis ihtimali çok yüksek. Psikiyatrik tedaviler, tazminatlar, işinden azlediliyorsun, toplumda sicilin kirleniyor.
Size yurt dışından oyunculuk teklifi geldi mi? Geldi.
Kabul edecek misiniz? Ettim bile. Haber bekliyorum.
Hangi ülkeden? Amerika, İtalya ve Fransa’dan. Bekliyoruz tabi, bunlar kolay işler değil. Bir de zamanım dar, ayrıca ben seçici adamım.
Kafanız takılır mı bir şeylere? Takılır.
Müziğe? Ona da takılır.
Kendi müziğinize mi? Özellikle kendi müziğime.
Konserlerde örneğin? Evet. Kendimi seyredemem, beğenmem kendimi.
Burhan Öçal bu sözleriyle, Karajan’ın bahsettiği çıtayı hiç de alçak tutmadığını vurgular gibiydi. Ama albümün adı da insana çıtayı, derdi, tasayı unutturacak güzellikte, değil mi: "Oynamaya Geldik".
"Oynamaya Geldik" mesela ne diyor da oynatıyor? • "Ben bir kara biberim / yuvarlanır giderim" • "Kayınçom açmış yine şarabı / selam veriyor bana" • "Aman aman Sülo / canım gülüm Sülo /bu sene de gidelim Trakya’ya Sülo" ve tabi ki "Oynamaya geldik oynamaya..."
|